DÜNYADA İKEN YAPILANLAR TEK TEK KİTAPTA OKUNACAK

Kıyamet günü herkes kendini düşünüp diz çökmüş, kitabına kapanmış, yaptıklarını düşünür haldeyken Allah : ''Bu gerçekleri söyleyen, sizin hakkınızda şahitlik eden kitabımızdır. Bu kitabın içinde, bizim meleklere emredip yaptıklarınızı yazdıklarımızdan başka hiçbir şey yoktur. Asla yapmadığınız bir şey orada yazılmaz.



 Ne görüp okuyorsanız onların hepsini  siz dünyada iken yapmışsınızdır. Ben, dünyada iken yapmadıklarınızı meleklere buraya yazmaları için emretmek suretiyle sizlere asla zulmetmiş değilim. Ancak siz yaptıklarınızla kendinize zulm ettiniz.'' buyurur.


Allah Kuran'da:  Ve sen (ey habibim) her ümmeti diz çökmüş bir halde göreceksin. Her ümmet kitabının başına çağrılacak. (ve onlara şöyle denilecektir.) ''Bugün yapmış olduğunuzun karşılığı verilecektir.


''Karşınızda hakkı söyleyip duran (sizin hakkınızda şahitlik eden) bu (kitap), bizim kitabımızdır. Şüphe yok ki neler yapıyor idiyseniz biz (hepsini meleklere) yazdırıyorduk.''


''O gün arz olunacaksınız . Size ait hiçbir şey gizli kalmayacak.'' buyurur.


Hiçbir şey gizli kalmayacak ne yaptıysan ne ettiysen hepsi karşına çıkacak. Ve hesabını göreceksin. Ceza ise azap, mükafat ise cennete gireceksin. Yaptığın her amelin karşına çıkacak...


Ebu Hureyre'den rivayet edilen bir hadiste: ''Kıyamet günü insanlar (Allah'a) üç kere arz olunurlar. İlk iki arz cidal ve yapılan günahlar için özür dilemektir. Üçüncü arza gelince, o anda amel defterleri ellere verilir. Kimi amel defterini sağ eliyle alır, kimi de sol eliyle alır.



Hesaba çekileceğiz. Peki hazır mıyız? Bu kadar ayet bu kadar hadis o günün çetinliğini aktarırken biz neden hala ettiklerimize bakmıyoruz. Hesaba çekileceğiz. Pişman olacağız. Ama son pişmanlık fayda etmez derler. Bu söz gerçekten de doğru bir söz. O gün Allah'a yalvaracağız. Pişmanız diyeceğiz. Ama fayda etmeyecek. Çünkü Allah yeryüzünde bize yeterince süre tanıdı. Ama biz fark edemiyoruz. Hep yarın, biraz daha yaşlanayım öyle amel ederim diyoruz. Ama bilmiyoruz ki Azrail kapımızda.



O gün en ufak bir iyilik ettiysek onu göreceğiz. Aynı şekilde en ufak bir şer de işlediysek onu göreceğiz. Unutma ahiretteki filmin baş kahramanı sensin... O halde bu filmini en iyi şekilde Allah yolunda yap...

CEHENNEM YEDİ TABAKADIR

Şeksiz, şüphesiz onların hepsine vad olunan cehennemdir. Onun yedi kapısı, onlardan her kapının (onlara) ayrılmış birer nasibi vardır.

Bu ayette anlaşılacağı üzere cehennem yedi tabakadan oluşmaktadır. Her tabakanın azabı aynı değildir. Kimi tabakanın azabı çok çetin, kimi tabakaların azabı da diğer tabakalara göre daha az çetindir. Bu tabakalara işlenilen günaha göre azap edilecektir.


Bu konuyu ayetlerle anlatalım...


- Hatırla o vakti ki (kafirlerin önderleriyle ayak takımları) ateşe (cehennemde) birbirleriyle çekişirlerken zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara (önderlerine) şöyle diyecekler:

''-Biz (dünyada) size itaatkar idik. Şimdi siz, bizden ateşin bir kısmını savabiliyor musunuz?''




Büyüklük taslayıp imandan yüz çevirenler de şöyle diyecekler: ''Biz topyekün o ateş içindeyiz. Doğrusu Allah, kulları arasında (gerekli) hükmünü verdi. (Müminleri cennete koydu, kafirleri cehenneme soktu.)


Ateşte (cehennemde) onlar, cehennem bekçilerine diyecekler ki:

-Rabbinize dua edin, (hiç olmazsa) bizden bir gün (müddetince) azabı hafifletsin.''

- Kafirler beni bırakıp da kullarımı (meleklerimi, İsa'yı, Uzeyr'i kendilerine) dostlar edineceklerini mi sandı (lar) ? Biz cehennemi o kafirler için bir konak hazırladık.

-O küfredenler ayrı zümreler ayrı zümreler halinde (sapıklık ve kötülük derecelerine göre birbiri ardınca) cehenneme sürüldü. Nihayet oraya geldikleri zaman onun (cehennemin) kapıları açıldı. (Cehennemin) bekçileri onlara (şöyle) dedi:

''Size içinizden Rabbinizin ayetlerini karşınızda okuyacak, sizi bu günümüze kavuşmakla korkutacak Peygamberler gelmedi mi? Onlar:

''Evet (geldi)''. dediler, fakat azap kelimesi (biz) kafirlerin üzerine hak oldu.

Denildi ki: ''İçinizde ebedi olduğunuz halde girin cehennemin kapılarından. Kibir taslayanların karargahı ne kötü.''

ECEL

Ecel bütün varlıkların yaşama süresine tekabül edilir. Bu şu manaya gelmektedir ki eceli gelen her varlık yaşama süresini doldurmuş ve yok olacaktır demektir. O yok oluş saati ne bir saat ileri ne de bir saat geri alınabilecektir.

Ayette: ''Ecelleri geldiği zaman ise, onlar ne bir saat geri kalabilirler, ne de önce geçebilirler.'' (Nahl suresi, ayet: 61)

Bu konuyla ilgili, bu konuyu aydınlatan diğer bir ayet:

Halbuki Allah, hiç bir kimseyi, eceli gelince, asla geri bırakmaz. Allah ne yaparsanız, hakkıyla haberdardır. (Münafıkun suresi, ayet: 11)


Bu demektir ki kişi muhakkak ecelinin geldiği vakit ölecektir. Kişi ne kadar çok daha da yaşayıp iyi amel etmek istese de eceli geldiği an Allah emanetini alacaktır. Bu hususta kul ne kadar yalvarırsa yalvarsın Allah vadini yerine getirip kulunun canını alacaktır. Allah'ın hükmü değişmez, değişmeyecektir de.


Anlayacağınız ecel geldi mi kaçış yok. O yüzden içinde bulunduğumuz anı en iyi şekilde değerlendirmeye koyulmalıyız.


''Ne olur Rabbim beni yine döndür de güzel ameller ve hareketlerde bulunayım'' demesi kendisine fayda sağlamaz. Bu konuda Allah ayette:

Nihayet onlardan her biri ölüm gelip çatınca (tekrar tekrar) şöyle diyecektir: ''Rabbim beni (dünyaya) geri gönder. ''Ta ki ben zayi ettiğim (ömrüm) mukabilinde iyi amel (ve hareket) de bulunayım. ''Hayır, hayır onun söylediği bu söz (hakikatte) boş laftan ibarettir. Önlerinde ise diriltilip kaldırılacakları güne kadar (kalmalarına mani) bir engel vardır.
 (Mü'minun suresi, ayet: 9,100)


Anlaşılacağı üzere ölüm geldiğinde insan biraz daha yaşamak için Rabbine yalvaracaktır. Rabbinin ona biraz daha ömür verip, iyilik yoluna harcamak isteyecektir. Ama bu isteği gerçekleşmeyecektir. O an hiçbir yalvarış ve yakarış eceli gelen kişiye fayda sağlamaz. Allah mutlaka vâdini yerine getirecektir. Eceli gelen kişi, baş ucunda bekleyen yakınlarının gözü önünde ruhunu vakti geldiğinde teslim edecektir. O an dünyanın en iyi doktorları dahi gelse o kişiyi kurtaramaz. En tesir edici ilaç dahi verilse o kişi kurtulamaz. Ancak eceli gelmemişse kurtulur. Ama eceli gelene fayda etmez.



Sekaratta olan hastaya ''La ilahe illallah Muhammedun resulullah'' kelimesi sık sık telkin edilmelidir. Çünkü o an eceli gelen kişiye yapılacak en iyi fayda budur. Kişi bunu söylesin ki son nefesinde de iman üzerine gitsin diye.


Unutma ki değerli kardeşim yarın değil bu gün senin için önemli. Şu an içinde olduğun anı en iyi şekilde değerlendir. Ecel geldi mi değerli kardeşim Vallahi seni kimse kurtaramaz. Onun için içinde bulunduğun her günü Allah yolunda geçir. İşini yap ama Allah yolunda her şeyi yap. Unutma ölüm her gün kapımızda... Yazımı Peygamberimiz (SAV)'min bir hadisi ile bitiriyorum.


''En hayırlınız, ömrü en uzun, ameli en güzel olandır. (Hakim; Cabir (r.a.) den)

BURUC SURESİ MEALİ

Mekke'de inmiştir. 22 Ayettir.

1-) Burçlar-yıldız kümeleri sahibi olan o göğe.

2-) O vaat olunan güne,

3-) Şahitlik edene ve şahitlik edilecek olana yemin olsun ki,

4-) O hendek sahipleri lanet edildi.

5-) O çıralı ateş sahipleri.

6-) O zaman ki, onlar onun üzerine oturmuştular.

7-) Mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.

8-) Onlara kızmaları, sadece güçlü ve övgüye layık olan Allah'a iman etmeleri idi.

9-) Ki bütün göklerin ve yerin mülkü O'nundur ve Allah, her şeye şahittir.

10-) Mü'min erkeklerle, mü'min kadınlara eziyet edip de, sonra tövbe etmeyenler var ya, artık onlara muhakkak cehennem azabı vardır, onlara yakıcı bir azap vardır.

11-) İman edip de yararlı işler yapanlara gelince, muhakkak ki onlara, altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte bu, o büyük kurtuluş budur.

12-) Gerçekten, Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir.

13-) Çünkü O, hem yoktan var eden, hem de iade edendir.

14-) Bununla beraber O, çok bağışlayıcıdır, çok sevendir.

15-) Arş'ın sahibidir, şanlıdır.

16-) Dilediğini yapandır.

17-) Sana o orduların haberi geldi ya?

18-) Firavun ve Semûd'un

19-) Fakat, o inkar edenler hâlâ bir yalanlama içindedirler.

20-) Oysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır.

21-) Bilakis o, şanlı bir Kur'an'dır.

22-) Levh-i Mahfuz'dadır.

TEKASUR VE ASR SURESİ MEALİ

TEKASUR SURESİ

Mekke'de inmiştir. 8 Ayettir.

1-) Çokluk kuruntusu oyaladı sizi.

2-) Tâ.... kabirleri ziyaret ediverdiniz.

3-) Öyle değil ileride bileceksiniz.

4-) Sonra, öyle değil ileride bileceksiniz.

5-) Öyle değil! Keşke kesin olarak bilseniz.

6-) Yemin olsun ki, o cehennemi kesin olarak göreceksiniz.

7-) Sonra, yemin olsun ki onu, çaresiz olarak göreceksiniz!

8-) Sonra yemin olsun ki o gün, o nimetlerden muhakkak sorulacaksınız.


ASR SURESİ MEALİ

Mekke'de inmiştir. 3 Ayettir.

1-) Asr'a yemin olsun ki,

2-) İnsan, mutlak bir hüsrandadır.

3-) Ancak, iman edip yararlı işler yapanlar, birbirlerine hep hakkı tavsiye eden kimseler başka.

İNFİTAR SURESİ MEALİ

Mekke'de inmiştir. 19 ayettir.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1-) Gök çatladığı zaman,

2-) Yıldızlar döküldüğü zaman,

3-) Denizler yarılıp akıtıldığı zaman,

4-) Kabirler deşildiği zaman,

5-) Herkes, önden ne gönderdiğini ve ne geri bıraktığını bilir.

6-) Ey insan! O lütuf sahibi Rabbine karşı seni aldatan ne idi?

7-) Ki seni yarattı, düzene koydu, uygunluk ve mûtedilik verdi.

8-) Dilediği herhangi bir şekilde seni terkip etti.

9-) Hayır, hayır! Doğrusu siz, dini yalanlıyor, cezaya inanmıyorsunuz.

10-) Oysa üzerinizde gözcüler var.

11-) Çok şerefli yazıcılar var.

12-) Her ne yaparsanız biliyorlar.

13-) Şüphesiz ki iyiler, Naîm-nimeti bol cennet içindedirler.

14-) Şüphesiz ki kötülerde, cehennem içindedirler.

15-) Din- ceza- gününde ona yaslanacaklardır.

16-) Orada yok olup, kaybolmayacaklardır.

17-) Din gününün ne olduğunu biliyor musun?

18-) Evet, din günü nedir, biliyor musun?

19-)  O gün, kimse kimse için bir şey yapma gücüne sahip değildir ve o gün emir yalnız Allah'ındır.

CUMA SURESİ MEALİ

Medine'de inmiştir. 11 Ayettir.


1-) Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı tespih eder. Mülkün sahibi, noksanlıklardan münezzeh, mutlak galip, hüküm ve hikmet sahibidir.


2-) Kitapsız (ümmiler) arasından, kendilerine ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur. Onlar, daha önce, şüphesiz apaçık bir sapıklık içinde idiler.


3-) Onlardan başkalarına da -ki henüz onlara katılmamışlardır. Kitap ve hikmeti öğretmek üzere, Peygamberi gönderen O Allah güçlüdür. Hakim'dir.


4-) Bu, Allah'ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah büyük lütuf sahibidir.


5-) Kendilerine Tevrat öğretildiği halde, onun gereğini yapmayanların durumu, sırtına kitap yüklenmiş merkebin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan kimselerin durumu ne kötüdür! Allah zalimleri doğru yola eriştirmez.


6-) Ey Muhammed! De ki: '' Ey Yahudiler! Bütün insanlar bir yana, yalnız kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız ve bunda samimi iseniz, ölümü dilesenize!''


7-) Yaptıklarından ötürü ölümü asla dileyemezler. Allah, zalimleri bilendir.


8-) De ki: ''Doğrusu kendisinden kaçtığınız ölüm mutlaka karşınıza çıkacaktır; sonra, görüleni de görülmeyeni de bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O size işlediklerinizi haber verecektir.''


9-) Ey insanlar! Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman Allah'ı anmaya koşun; alım satımı bırakın; bilseniz, bu sizin için daha iyidir.


10-) Namaz bitince yeryüzüne yayılın; Allah'ın lütfundan rızık isteyin; Allah'ı çok anın ki saadete erişesiniz.


11-) Onlar bir ticaret veya eğlence gördükleri zaman, ona koşar ve seni ayakta bırakırlar. De ki: ''Allah katında olan nimet, eğlence ve ticaretten daha hayırlıdır.'' Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.

ASHAB-I SUFFA


Ashabı suffa mescidi nebevinin bir bölümünde kalan eğitim gören evsiz müslümanlardır. Burada kalan sahabeler ilim öğrenmekle uğraşırlardı.


Aileden uzak Kuran-ı anlamaya çalışan onu amel etmeye çalışan kimselerdi. Bu grup Peygamberimizden ders alan onun nasihatleriyle amel eden ve bu derslerden istifade eden kimselerdir. Vakitlerinin çoğunu Resullulahla geçiren bu sahabeler efendimizden büyük bir feyz alırlardı. Allah yolunda ilim aşığıydılar, peygamber aşığıydılar. ümmet aşığıydılar. Ashab-ı suffe'den bir nefer olmak Peygamberin eğitiminden geçmek kendileri için büyük bir onurdu.


 
Allah için nefsinin isteklerini bırakmış Kur'an-ı ve sünneti en iyi en doğru şekilde anlamaya çalışmışlardır. Fedakar, ilim aşığı sahabiler. Peygamberin göz bebeği olan sahabiler. Ashab-ı suffeden yetişmiş olanlar Peygamber tarafından tespit edilmiş ve tam bir öğretici yetisine sahip olan Ashab-ı suffedeki sahabiler Müslüman topluluklara Kuran ve sünneti anlatmak için gönderilirlerdi. Allah için dinin yaşaması için Peygamberden aldıklarını insanlara aktarırlardı.


 
Çok mütevazi olan bu sahabeler gazalara da katılırlardı. Allah'ın ilmini peygamberin sünnetini nasihatlerini dinlemekle beraber gazalara da katılmışlardır. Bu güzide sahabiler ne ticaretle ne de sanatla uğraşırlardı. Gayeleri sadece Allah'tı. Nitekim Ebu Hureyre kendisinin bu kadar hadis aktarmasını garipseyenlere verdiği cevapla çok güzel ifade etmiştir bu durumu Benim fazla hadis rivayet edişim garipsenmesin Muhacirler ticaretle uğraşırken, ensarlar tarlalarda bahçeleriyle meşgul oldukları sırada Ebu Hureyre Peygamberin (as) nasihatlerini öğreniyor, benimsiyordu.


Ashab-ı suffe bir bakımda aslında ilk İslam üniversitesi olarak ta anımsanabilir. Nitekim günümüzde her ne kadar bizler de üniversite öğrencisi olsak ta  belki bir Ashab-ı suffe olmayız belki Peygamberin göz bebeği olan sahabeler gibi olamayız ama bizlerde peygamberin sünnetini kendisine indirilen Kur'an'ın elçileriyiz. Ve bu görevi, ASHAB-I SUFFENİN GÖREVİNİ YAPMAK ŞİMDİ BİZE DÜŞER.

Yazımı Kur'an'dan Ashab-ı Suffe'ye işaret eden bir ayetle bitirmek istiyorum.


"Sadakalar, kendilerini Allah yolunda hizmete adamış fakirler içindir ki, onlar yeryüzünde dolaşıp hayatlarını kazanmaya fırsat bulamazlar. Onların hallerini bilmeyen kimse, istemekten çekindikleri için, onları zengin sanır. Ey Habibim, sen onları yüzlerinden tanırsın. Yoksa onlar insanlardan ısrarla bir şey istemezler. Ve siz her ne bağışta bulunursanız, şüphesiz Allah onu hakkıyla bilir." (Bakara 273. ayet)


 
 

TEKVİR SURESİ MEALİ

Mekke'de inmiştir. 29 ayettir.


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

1-) O güneş dürüldüğü zaman,

2-) Yıldızlar saçılıp döküldüğü zaman,

3-) Dağlar yürütüldüğü zaman,

4-) Kıyılmaz mallar bırakıldığı zaman,

5-) Vahşi hayvanlar toplandığı zaman,

6-) Denizler ateşlendiği zaman,

7-) Ruhlar çiftleştirildiği zaman,

8-) Diri diri gömülen -kız çocuklarının- sorulduğu zaman,

9-) Hangi günah yüzünden öldürüldükleri!...

10-) Defterler açıldığı zaman,

11-) Gök sıyrılıp açıldığı zaman,

12-) Cehennem kızıştırıldığı zaman,

13-) Cennet yaklaştırıldığı zaman

14-) Her kişi, ne hazırlamış olduğunu anlar.

15-) Şimdi, yemin ederim o gizlenenlere, geri dönen yıldızlara,

16-) O yuvasına doğru akıp gidenlere,

17-) Yöneldiği zaman o geceye,

18-) Nefeslendiği-ağarmaya başladığı zaman o sabaha,

19-) Muhakkak ki o Kuran, şerefli bir elçinin getirdiği bir sözdür.

20-) Bir elçi ki, çok kuvvetli ve metin; Arş'ın sahibinin yanında da çok yüksek bir makam sahibidir.

21-) Orada, kendisine itaat edilen, güvenilir biridir.

22-) Yoksa, arkadaşınız bir deli değildir.

23-) Allah'a yemin olsun ki onu- Cebrail'i- apaçık ufukta görmüştür.

24-) O-arkadaşınız, gaybe ait bilgileri size anlatmakla kıskanç değildir.

25-) O Kur'an, kovulmuş bir şeytanın sözü değildir.

26-) O halde siz, nereye gidiyorsunuz?

27-) O Kur'an, âlemler için halis bir öğüttür.

28-) İçinizden dosdoğru olmak isteyenler için.

29-) Fakat, o âlemlerin Rabbi dilemeden siz dileyemezsiniz.

İMANSIZ ÖLMEK HAKKINDA VAR OLAN HADİSLER

Şüphesiz ki imansız ölmek, ölen kişinin mahvoluşudur.

İmam Muslim'in Ebu Hureyre (r.a.) den rivayet ettiği hadislerde Allah Resulü şöyle buyurmuştur:

'Şüphesiz öyle adamlar var ki, uzun zaman cennet ehlinin amelini işler dururlar. Sonra onun ameli cehennem ehlinin ameli ile son bulup mühürlenir. Yine öyle adamlar vardır ki, uzun zaman ateş ehlinin amelini işler durur da, sonra (kendisini düzelterek) onun bu ameli cennet ehlinin ameli ile son bulup mühürlenir.''


Buhari'de ise merfu olarak rivayet edilen hadiste Allah Resulü:

''Hakikat öyle kullar vardır ki o cehennem ehlinin amelini işler durur. Halbuki o cennet ehlinden (olup sonunda) cennet ehlinin amellerini işleyecektir. Keza kişi cennet ehlinin amelini işler durur. Fakat o ateş ehlindendir. Ancak itibar (insanların ölümü sırasında) amellerin son buluşunadır.


Bu hadislerden anlaşılacağı üzere kişi  imanlı olsa dahi,  imanı gelgitlerden oluşuyorsa şeytan onu kandırabilir,  yahut mü'min gibi görünüp te iman etmemiş kimseler helak olacaklardır. Allah kulunun içindeki niyetini bilir. Eğer kulun niyeti Allah rızası ise şüphe yok ki o kul kazananlardan olacaktır. Eğer kulun niyeti Allah rızası değilse o kul kaybedenlerden olacaktır.


Bunun için kul mutlaka yaptığı her işten Allah rızasını gözetmelidir. Allah rızasını gözeterek işlerini yapmalıdır. Allah rızası için çalışmalı, ibadetini yapmalıdır. Allah dünya da kazanmış gibi görünüp te ahirette kaybedenlerden eylemesin... Amin... Unutmayın ki sıkıntısız bir ölüm Allah rızası için geçirilen bir ömürle elde edilir.

GÜZEL AHLAK

Güzel ahlak, her insanda bulunması gereken bir durumdur. Ahlaklı olmak, iyi olmak gerekir. Allah mü'minin ahlaklı olanını sever. Ahlaklı insan güvenilirdir. Nitekim ahlak denilince akla gelen ilk isim şüphesiz ki Hz. Muhammed (SAV)'dir.


Ahlaklı olmak istiyorsak örnek almamız gereken kişi peygamber efendimizdir. Ayette Allah:

 ''Şüphesiz ki sen, en büyük bir ahlak üzerindesin. (Kalem Sûresi: 4. ayet) buyurmuştur. Bir hadisi şerifte Peygamberimiz:

''Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.'' buyurmuştur. Onun ahlakı Kur'an'dı. Kur'an'a göre yaşar ve amel ederdi. O insanların en hayırlısı idi. Kendimize bakmamız gerekir. Acaba ben ne kadar ahlak sahibiyim diye. Sonra da sahip olduğumuz ahlakı Peygamber efendimizin ahlakıyla karşılaştırmamız gerekir. Eğer Peygamber ahlakından bir nebze varsa sizde insanlığın hayırlısısınızdır. Kur'an bile Hz. Peygamber'i övüyorsa bizim onu örnek almamız gerekir. Güzel ahlaklı olmak, her alanda mükemmel bir insan olmak, Kur'an-ı anlamak hayata geçirmekten ve Peygamber'i örnek almaktan geçer.



Ahlak sadece öğrenilmesi gereken bir şey değil. Öğrenildiği anda hayata geçirilmesi gereken bir durumdur. Bir şeyin iyi olduğunu bilmemizin yanında onu kendimize de yansıtmamız gerekir. Mesela Kur'an-ı okumak çok güzel bir şeydir. Fakat onu amel etmemek hiç de iyi bir durum değildir. Kur'an-ı okuyup anlamanın yanında hayatımıza da yansıtmamız gerekir. Kur'an ahlakı en güzel bir şekilde yaşamamız için en doğru yoldur.



Ama ne yazık ki günümüzde ahlak bakımdan mükemmel olan insanlar maalesef yok denilecek kadar çok azaldı. Bunların hepsi Kur'an-ı okumamaktan, anlamamaktan ve peygamberimizi örnek almamaktan geçiyor maalesef. Biz insanlar bunun farkında değiliz. Halbuki Ku'ran-ı örnek alsaydık peygamberi örnek alsaydık dünya bugün ahlaksızlar yurduna dönmezdi. Ahlaklı olsaydık, adaletli olurduk.


Bunu düzeltmek günümüzde çok zor ama düzeltmek için mutlaka uğraş vermek gerekir. Kur'an-ı ve sünneti en iyi şekilde yaşamak gerekir. Namaz kılmak gerekir. Bu tür şeyler gerekir ki ahlaklı olalım diye bu tür şeyler gerekir ki kurtulalım diye... Unutmayalım ki iyi bir kul olmak, Allah'ın razı olduğu bir kul olmak için güzel ahlak şarttır...


Yazımı Hz. Aişe (r.a) validemizin bir sözüyle bitirmek istiyorum.

Sahabîlerin, Peygamberimizin ahlâkı hakkında bilgi almak istemeleri üzerine, Efendimizin hanımı Hz. Âişe şu cevabı vermişti:

"Siz Kur’an'ı okumuyor musunuz? Onun ahlâkı Kur’an'dı."...