MİZAN

Kıyamet günü insanların amellerinin tartılması için mizan kurulacaktır. Tartıda kimin sevabı ağır gelirse o cennete girecek. Kimin günahı ağır gelirse o da cehenneme atılacaktır.


Kıyamet günü amellerinin tartılması için kurulacak teraziden ibaret olan mizan haktır, gerçektir. Ona ve vuku bulunacağına inanmak farzdır. Çünkü ahiret gününe inanmayan kimse kafirdir. Bu hususta şüpheye düşen kimsede küfürden uzak değildir.


Çünkü bu hususta Allah-u Teala'nın beyan buyurduğu kesinlik ifade eden ayeti kerimeler varid olmuştur. Ahiret ahvalinden biri olan mizanı inkar etmek, ve yahut onun hakkında şüpheye düşmek, onun varlığına ve vuku bulacağına kesinlikle delalet eden ayeti kerimeleri inkar etmiş ve yahut onlar hakkında şüpheye düşmüş olur.


(Herkesin dünyada yapıp ettiğini) tartmakta o gün haktır. Artık kim(ler)'in terazileri ağır basarsa işte onlar murada erenlerin ta kendileridir.

Kimin de tartıları hafif gelirse, bunlarda ayetlerimize zulmeder oldukları için, kendilerine çok yazık etmiş kimselerdir.

HESAP GÜNÜ

Kıyamet günü mahşerde hesap vermek için toplanan her canlının dünyada işlediği en küçük iyi ve en küçük kötü ameli daha ortaya dökülecek ve amelinin hesabını verecektir. Bütün insanlar kıyamet günü tekrar dirildikten sonra hesaba çekileceklerdir

. Herkesin yaptığı ortaya dökülecektir. Allah'ın huzurundaki büyük mahkemede dünyada iken işlenenlerin hepsi ayan beyan olacak, hiçbir şey gizli kalmayacaktır. İnsan dünyada yaptığının zerre kadarını dahi orada görüp kendisinden hesabı sorulacaktır:


  O Gün(kıyamet günü) insanlar amellerinin karşılığı kendilerine gösterilmek için (rütbelerinin icabı) fırka fırka (kabirlerinden) çıkacaktır. Zira kim zerre miktarı bir hayır işlerse, onun mükafatını görecek, kimde, zerre miktarı bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir. İnsanlar toplandıkları mahşer yerinde dünyada yaptıklarının hesabını vermek için uzun bir müddet bekleyecekler, melekler insanları yedi halka halinde kuşatacaklardır.


 Allah-u Teala buyurur ki:


Hayır,(bunların hiçbiri uygun değildir). Ne zamanki arz, çarpıla çarpıla toz duman edilir, Rabbinin emri gelip melekler saf saf dizilir. -O gün ruh ve melekler saf halinde ayakta duracaktır. Rahmeti umuma yaygın olan (Allah)'ın kendilerine izin verdiğinden başkaları (o gün) konuşamazlar. O(nlar) da(ancak) doğruyu söylemişlerdir./b>

KIYAMETİN KÜÇÜK ALAMETLERİ


Hadisi şeriflerde geçen bu alametlerden bir kısmı şunlardır:
-Halktan emanet kalkması
-Nassın en alçaklarının yükseklik ve itibar bulması
-Cariyelerin, efendilerini doğurması
-Fitnelerin çok olması
-Kıtalin (savaşın) terk olunması, işlerin yürütülmesi için şiddet yoluna başvurulması.
-İlmin ortadan çekilip cehaletin çok olması
-Zinanın çoğalması
-Kadınların sayısının çok, erkeklerin sayısının az olması, hatta kırk kadar kadının bir erkeğe düşmesi.
-Zekatın verilmemesi
Kişinin, karısına itaat edip annesine isyan etmesi, ahbabına iyilik ve inkiyad edip babasına cefa etmesi.
-Camilerde ve mescitlerde seslerin çok yükselmesi. Nitekim zamanımızda imamların ve müezzinlerin, şeriata aykırı olarak tegganileri ve terbiye edilmemiş seslerini yükseltmeleri gibi.
-Edna kimselerin, meclislerde söz söylemesi.-Kişiye, şerrini def etmek için ikram olunması.
-İpekten elbiseler giymek. Sofra üzerinde ihtiyaçtan fazla yemek ve ekmek koymak.
-Oyun ve eğlence aletlerinin halk arasında yaygın olarak kullanılması.
-Sonra gelenlerin, evvel gelenleri cahil ve ahmak olarak görmesi.-Kadın ile erkek arasında harama vasıta olanların çoğalması.
-Emniyetli kişilerin azın azı kalması. Öyle ki, herkesin emin kimse olması gerekirken falan yerde bir emin kişi varmış diye söylenir hale gelmesi.
- Alçak oğlu alçakların dünyada yüksek olup halk arasında bunların muteber olması.

-Bir hadis-i şerifte şöyle varid oldu ki: ''Falan kimse çok akıllı, zarif ve çelebi kişidir diye methedilir, fakat kalbinde zerre iman yoktur. Böyle kimselerin ve katlin çok olması da kıyamet alametlerindendir.''

'' Bir kimse, birinin kabrinin yanından geçerken: ''Keşke burası benim yerim olsaydı.'' deyinceye kadar sorun olmaz...
Bir hadisi şerifte de şöyle buyurdular:

'
'Sizlerin hali nice olur, sizin gençleriniz fısk ettiği vakit?'' 
Malum olsunki, fısk, lügatta yoldan çıkmaya denir. Gençlerde kadın sıfatı bulunması, mef'ul olma halidir. Erkeklik yolundan çıkmak hasebiyle bu hadis-i şerifte geçen fısk kelimesinin bununla tefsir edilmesi hadisin manasına aykırı düşmez.


'' Ve kadınlarınız tuğyan edip şeri hudutları tecavüz ettikleri vakit nice olur sizin haliniz?'' demektir.
Tuğyandan maksat fahşa (çirkin ve kötü olan şeyleri) irtikap etmek, yahut da yiyecek, içecek, giyecekte israf etmek, şeriatın izin vermediği yolda hareket, kocasına karşı muhalefet etmek ve diğer kötü ahlakları ve çirkin adetleri çok olmaktır.
Orada hazır olan ve bunları dinleyenlerden ashabın ileri gelenleri, İslamiyet gayretinin yüksekliğinden ötürü hayretler içinde kalarak dediler ki:

'' Bu haller hakikaten olacak mıdır, ya Resulullah?'' Resulullah (SAV) cevaben:
'' Evet, olur'' Buyurdular. '' Ve bundan daha şiddetli şeyler bile olsa gerektir.'' dediler.
Resulullah buyurdular ki:
'' Ve siz nice olursunuz, marufu emir ve münkerden nehiy etmediğiniz vakit?''
Dediler ki: '' Ya Resulullah bu hal olucu mudur?

Buyurdu ki: '' Bu olur, hatta ondan da şiddetli şeyler olsa gerektir.''
'' Ve siz nice olursunuz münker ile emredip maruftan nehiy ettiğiniz vakit?''
'' Ve haliniz nice olur, marufu münker bilip münkeri maruf bildiğiniz vakit?''
Bu hadisi şerif, Ebu Malik El Eşari'den naklen rivayet edilmiştir; ''Cami-il-Usul'' de meskurdur.

İmam-ı Beyhaki (Rahmetullah), ''Şub-il İman'' adlı kitabında zikreylediki Hz. Ali (ra) rivayetiyle Resulullah (SAV) şöyle buyurdu.

'' Yakındır ki, nas üzerine bir zaman gelecek, İslam'dan ancak ismi kalacak, Kuran-ı Kerim'de ancak resmi kalacak, Mescitleri temiz ve mamur olacak, Lakin hidayet ve irşad bakımında içleri boş ve harap olacak.'' Takva üzerine dayalı olmayıp bu mescitlerde ibadet eyleyen cemaatin çoğu, cahil, gafil ve ölü gibidirler. İman, hatip ve müezzinler, sadece vazifelerini yapmış olmak için imamet ve ikamet etmek hasebiyle mescitler ve camiler, hakikat halde hidayetten uzak ve harap olmuş olurlar.

'' Nassın alimleri, o vakitte gök altında bulunan kimselerin en ziyade şerlileridir. Fitne, onlardan çıkıp yine onlara avdet eder.''
'' Kıyamet kopmaz ta ki siz, küçük gözlü, kızıl yüzlü olan türk taifesiyle kıtal edinceye kadar.''
İşte bütün bu sayılan alametler kıyametin suğar (küçük) alametleridir ki, bunlardan pek çoğu zuhura gelmiştir. Biatler ortaya çıkıp yayılmış ve sünneti nebbeviye terk olunmuştur. Şerri emanetler ki, kaza, imamet, meşihat vesair vazifelerin ehliyet ve liyakat sahibi olmayan kimselere verilmesi...


Deccalın vekilleri ve halifeleri olan yabancıların ve zülm erbabının çoğalıp zayıf mü'minleri delalete götürmeleri... Zorbaların yer yer zuhur edip ve kahırla Allah'ın kullarının mallarını gasp etmesi ve İslam'ın dürüstlük, merhamet adaleti ve kul hakkına riayet prensiplerinin silinmesi... Hak sözü söyleyenlerin, halkın def etmeye çalışması ve beni israil zamanında ortaya çıkmış olan çirkin işlerin, şeni hallerin ve pis adetlerin zuhur etmesi... Halkta ahiret korkusu olmaması...
İşte bu sayılan küçük alametlerin pek çoğu, zamanımızda halk arasında yayılmış ve benimsenmiştir. Nice kimseler vardır ki, bu kötü halleri ve ahlakları bir zarafet ve marifet sayarlar. Nitekim bunlar, vahdet köşesine çekilmiş mülferit yaşayan ve oradan afakı ve belki gizli fiilleri müşahade eden marifet sahibi ariflere gün gibi aşikardır.

ÖLÜM NEDİR?




Ölüm, yok olmak demek değildir. Ölüm, ruhun bedenden ayrılmasıdır. Ölüm, insanın bir halden, başka bir hale dönmesidir. Bir evden, bir eve göç etmesi gibidir. Ömer bin Abdülaziz hazretleri buyurdu ki ''Sizler ancak ebediyet,sonsuzluk için yaratıldınız. Lakin bir evden, bir eve göç edersiniz.



Ölüm mü'mine hediyedir, nimettir. Günahı olanlara musibettir. İnsan ölümü istemez. Halbuki ölüm, fitneden hayırlıdır. İnsan yaşamayı sever. Halbuki ölüm, ona hayırlıdır. Salih olan mü'min, ölüm ile dünyanın eziyet ve yorgunluğundan kurtulur. Zalimlerin ölümü ile, memleketler ve kullar rahata kavuşur. Bir zalimin ölümünde, söylenen eski bir beyit şöyledir:




Ne kendi etti rahat, ne aleme verdi huzur,
Yıkıldı gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur.


Mü'minin ruhunun bedenden ayrılması, esirin hapisten kurtulması gibidir. Mü'min öldükten sonra, bu dünyaya ger dönmek istemez. Yalnız şehitler dönmek isterler. Ölüm, her müslüman için hediyedir. Bir adamın dinini, ancak mezarı korur. Mezardaki hayat ise ya cennet ya da cehennemdir.




Değerli kardeşim bu dünya hayatı, mü'min için cehennem, kafir için ise cennettir. Bu dünya 60-70 senelik ömürdür. Ama ahiret sonsuzdur. Bu dünya varsın kafirlere olsun. Peygamberimizin bir sözüyle yazımı bitirmek istiyorum:


İster misin Ömer? Bu dünya onların ahiret ise bizim olsun...

KIYAMET GÜNÜ KİMSENİN KİMSEYE FAYDASI OLMAYACAKTIR




Kıyamet bütün dehşetiyle kopup her şey helak ve mahvolduktan sonra, kimsenin kimseye kesinlikle hiçbir faydası olmayacak,dokunmayacaktır. Herkes kendi ameliyle, yaptıklarıyla baş başa kalacaktır. Kişi anasını, babasını, bacısını, eşini, çocuğunu düşünmeyecektir. Sadece kendisini düşünecektir. Kişi ailesinden kaçacaktır. Aman benden hak istemesinler diyecektir.


Onlar da kendisinden kaçacaklardır tabi. Çünkü o günde herkes kendisiyle meşgul olacaktır. Bir işi bir derdi bir kederi, sıkıntısı olacaktır her insanın. O gün ne zor gündür. Kimse kimseye fayda sağlamayacaktır. Ancak amelin... Allah bu sahneyi bizlere şöyle aktarıyor:

''Fakat o kulakları sağır edercesine haykıracak olan ses (kıyametin ikinci safhası) geldiği zaman kişinin kaçacağı gün: Biraderinden, anasından, babasından, karısından, ve oğullarından. O gün bunlardan herkesin kendine yeter bir işi (derdi, belası) vardır. 


O gün yüzler vardır; parıl parıl parlayıcıdır. Gülücüdür, sevinicidir. O gün yüzler vardır! (bürümüştür). Onu da bir karanlık ve siyahlık kaplayacaktır. İşte bunlar kafirler, facirlerdir.'' (Abese suresi, 33-42)


Bu hadiseler, İsrafil (AS) ikinci sura üfürdüğü zaman vuku bulacaktır. Kıyametin ikinci safhasıdır bu! Kulakları yırtarcasına bir ses!!!


Kulakları sağır edercesine bir haykırış!

Her tarafı inleten korkunç bir çığlığı andıran ses!

Kulakları sağır edercesine bir haykırış!

Her tarafı inleten korkunç bir çığlığı andıran ses!

Kulakları sağır edercesine bir ses!

Çok korkunç ve dehşet verici bir haykırış!

Her tarafı inleten korkunç bir çığlığı andıran ses!


Bu sesin duyulduğu gün; herkes kendi başının çaresini arayacak, kimsenin kimse ile ilgisi olmayacaktır. Kimse kimseyi kurtaramayacak, sahip çıkmayacak ve korumayacaktır. Ne baba evladını ne de evlat babasını. Ne ana ne baba kimse yanında olmayacaktır o çetin günde...


Allah'ın fermanı buyuruyor ki:


''Ey iman edenler, Rabbinizden korkun. Babanın evladına, bir de evladın da babasına hiçbir şey ile fayda veremeyeceği günden korkun. Şüphe yok ki, Allah'ın vaadi haktır. O halde zinhar sizi dünya hayatı aldatmasın! O çok aldatıcı (şeytan) zinhar sizi Allah (ın hilmine, affına) güvendirmesin. (Lokman Suresi, ayet:33).


O gün gelmeden değerli kardeşim kendine bak ve çeki düzen ver kendine. Bugün Allah için ne yaptım diye düşün. Kendine cevap bulabiliyorsan ne mutlu sana. Yok eğer cevabın yoksa yazık sana. O çetin gün gelmeden sadece seni kurtaracak olan ameline güzellik kat. Allah'tan kork onun ilminden, emir ve yasaklarından kopma. Yasakladıklarını yapma. Yaparsan o çetin günde kaybedenlerden olursun. Allah bizleri razı olduğu kullarından eylesin. Amin...


ES-SELAMU ALEYKUM...

ŞEHİTLİK



Allah yolunda canını feda eden, dinini, vatanını, bayrağını, namusunu müdafaa ederken ölen, haksız yere öldürülen Müslümanlara şehit denir. Müslüman diyorum çünkü Müslüman olmayanlar şehit olmaz.


Şehitlik, Allah katında Peygamberlikten sonra en yüksek mertebedir. Peygamberden sonra derecesi en yüksek olanlar şehitlerdir. Şehitler, Allah'u Teala'nın sevgili kullarıdır. Cennete, onlar için sonsuz nimetler hazırlanmıştır. İmanla ölen ve cennete giren bir kimse dünyaya tekrar gelmek istemez. Fakat şehitler böyle değildir. Onlar, tekrar dirilmek ve tekrar şehit olmayı arzu ederler. Bu arzular, şehitlik mertebesinin cennet nimetlerinden daha tatlı, daha zevkli olmasındandır. Şehitlerin, cennet nimetlerine kavuştukları vakit: (EY RABBİMİZ, BİZ SENİN YOLUNDA TEKRAR ŞEHİT OLMAK İÇİN DÜNYAYA DÖNDÜRÜLÜP ÖLDÜRÜLMEYİ İSTİYORUZ). diyerek, Allah'u Teala'ya yalvaracaklarını Peygamber Efendimiz (AS) haber vermektedir.


Şehitlerin, kul borçlarından başka bütün günahları af olunur. Kul borçlarını da, Allah'u Teala kıyamette, hak sahibine cennet nimetlerini ihsan ederek helalleştirecektir. Allah yolunda savaşırken, hudut boylarında nöbet tutarken ölenlere, kıyamete kadar bu ibadetlerinin sevabı verilir. Şehitlerin bedeni çürümez, kabirlerinde diridirler.  Suda boğularak şehit olana, karada şehit olanın iki misli sevap verilir. Hatta kul borçları da affedilir. Havada şehit olanlarda böyledir.



Müslümanları, asırlarca harp meydanlarında zaferden zafere koşturan biricik arzu, ahirette şehitlere verilecek sonsuz nimetlere iman etmeleri ve bunlara kavuşmak için can atmalarıdır. Dünyanın faniliğine, ahirette ise cennetin ve nimetlerinin sonsuzluğa yakın derecede iman edenler, şehit olmakta büyük bir haz, zevk duymuşlardır. Harp meydanlarında kahramanca dövüşen ve düşmanda yılmayan Müslüman asla düşmandan yüz çevirmemişlerdir. Halbuki dünya zevklerine aşırı derecede düşkün olanlar ve ahirete inanmayanlar, güçlü gördükleri düşmanları karşısında tutunamayıp harp meydanını terk etmişlerdir. Durum, bugünde böyledir.



Ancak mü'min olanlar şehit olur. Allah'a ve onun dinine inanmayanlar ahirette şehitlik muamelesi yapılmaz. Şehitler dünya ve ahirette, durumlarına göre olanlar, öldükleri vakit üzerinde bulunan kanlı elbiseleri ile gömülür ve yıkanmazlar. Allah'u Teala'nın huzuruna harpte yaralanıp şehit oldukları andaki durumları ile gelirler. Yaralarından akan kan misk-ü amber gibi kokar.

O GÜN İLK DEFA KAN DAVASI GÖRÜLECEK KUL AMELİNDEN HESABA ÇEKİLECEK

Allah'ın kıyamet günü insanlar arasında kul hakkı olarak göreceği mahkeme kan davasıdır. Diğer hakların alınması için mahkeme bundan sonra olur. Resul-i Ekrem (sav) buyuruyor ki:


- (Kıyamet günü) insanlar arasında ilk bakılacak dava kan davasıdır.


Kıyamet günü maktul kendisini öldürenin yakasından yapışır, hakkının alınması için Cenab-ı Hakka niyazda bulunur. Hiçbir kimsenin hakkı kimsede kalmaz. Herkes hakkını alır. Kul hakkı Allah tarafından bağışlanmaz. Çünkü başkasının hakkını ondan affederse, diğerine yani hak sahibine zulmetmiş olur. Allah'u Teala asla zülm etmez. Çünkü o, ''.. ve ben kullara zulm eden değilim.'' buyurmuştur. Kıyamet günü amel bakımından insanların hesaba çekileceği çok mühim bir husus da namazdır. Namaz hakkındaki hesabını iyi veren kurtulacağını ve hesap vermeyenin perişan olacağını Ebu Hureyre'nin rivayet etmiş olduğu hadis-i şerifte Peygamber (sav) beyan buyurmaktadır:

-Kulun kıyamet günü amelinden ilk hesaba çekileceği şey namazdır. Eğer kul namazını güzel kılmış, hesabını da güzel vermiş ise, kurtulmuş, feraha ermiştir. Şayet hesabını güzel vermemişse perişan ve rüsfa olmuştur.



İbn-i Ömer'den rivayet edilen hadis-i şerifte Resulullah (SAV) şöyle buyurmuştur:


Kulun kıyamet günü ilk hesaba çekileceği husus namazıdır. Eğer namazı tamam kılmış ise, tamam olarak yazılır. Eğer tam kılmayıp noksanı varsa Allah'ı Teala meleklerine : ''Bakınız (bakalım) kulumun nafile namazı var mıdır?Onunla farzını tamamlarsınız... buyurur.


Kul bundan sonra diğer amellerinden hesap verir. Namazdan sonra zekattan, zekattan sonra oruçtan .


Allah'u Teala kıyamet günü kuluna dört şeyden de sual eder:


Ömründen, ilminden, malından ve vücudunun sağlığından. Bunların nerelerden harcadığını kulundan sorar. Ebu Berzetel Esemmiyyi'den rivayet edilmiştir. Hz Peygamber (sav) :


-Kulun iki ayağı kaymaz ta ki ömrünün nerede geçirdiği, ilmi ile nasıl ve nerede amel ettiği, malını nereden kazanıp nerede harcadığı ve vücudunu nerede yıprattığı (kendisinden) sorulsun.


Kıyamet günü Allah'ın huzurunda hesaba çekileceğin gün ve Allah'ın sorusuna nasıl cevap vereceğini düşün. Sana malından soracak, ömründen soracak, her aldığın nefesten soracak. HAZIRLAN...


Alıp verdiğin nefesleri, Allah'ın yolunda O'na ibadette, taatte bulunurken mi  geçirdin? Yoksa Allah'ın sana yasak kılmış olduğu haramları şuursuzca işlerken, Allah'a asi olduğun halde mi? Bildiğinle amel edip etmediğinden sorulacaksın. Sahibi bulunduğun bütün servetinden sorulacaksın. Nereden, nasıl kazandın, nereye harcadın? Hepsinden teker teker hesaba çekileceksin. Her kuruşundan ayrı ayrı sorulacak olduğun servetini haram yerlerde harcama ki, sonra pişman olursun. Öyle pişmanlık ki, insana hiçbir faydası olmaz. İşte böyle faydasını göremeyeceğin pişmanlık günü, anı gelmeden önce pişman ol, eğer kötü yollarda bulunuyorsan kendine çeki düzen ver. Şüphesiz ki Allah'ın azabı çok şiddetlidir.



SIRAT KÖPRÜSÜNDEN GEÇİŞ ÇEŞİTLİ OLUR

Peygamberler dahil olmak üzere bütün insanlar sırat köprüsünden geçeceklerdir. Oradan geçmeyen hiçbir fert bulunmayacaktır. Herkesin sırat köprüsünden geçmesi ameline göre olacaktır.



Kimisi şimşek gibi, kimisi süratle esen rüzgar gibi, kimisi koşarak geçer. Kimisi yürüyerek kimi de sürünerek geçerler. Sırat köprüsünden şimşek gibi geçenler peygamberler olacaktır. Şiddetli esen rüzgar gibi şehitler, uçan kuşlar gibi veliler, süratlı koşan at gibi de zahid ve Salihler geçecektir. Dünya işlerini ahiret işlerine tercih etmeyenler koşarak, diğer mü'minler ise normal yürüyerek geçecekler. Günahkarlar emekleyerek, sürünerek geçerler. Yüzüstü sürünerek sırat köprüsünden geçmek isteyenler de kafirler ve münafıklar olacaklardır. Bütün insanların mutlaka geçecekleri sırat köprüsünden, cehenneme girmesi mukadder olan kimselerle ahirette imansız olarak göçen kafirlerden başkası geçmeye muvaffak olacaklar, her ne kadar geçme şekilleri birbirine benzemez ise de. Diğerleri cehenneme düşüp azap görecekler.



Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur.



- Sizden hiçbiriniz müstesna olmamak üzere ille oraya cehenneme uğrayacaktır. Bu, rabbinin üzerine kat'i olarak aldığı, kaza ettiği bir şeydir. Sonra takvaya erenleri kurtaracağız, zalimleri ise dizüstü düşmüş bir halde bırakacağız.



Sırat köprüsünden ilk önce geçecek olan Peygamberimiz Muhammed (SAV)' dir. Ondan sonra diğer Peygamberler geçeceklerdir. Diğer Peygamberlerden sonra Hz. Peygamber (AS)'mın ümmeti geçecektir. Hz. Muhammed (SAV)'min ümmetinden sonra diğer Peygamberlerin ümmetleri geçecektir.

SIRAT KÖPRÜSÜ

Ahirette cehennemin üzerine kurulacak olan sırat köprüsünden herkesin muhakkak geçeceği husus Kuran-ı Kerim'de beyan olunmuştur.


''Kıldan ince ve kılıçtan keskindir.'' diye vasıf olunan bu köprüden geçip cehennem azabından kurtulanlar ancak ve ancak gerçek mü'minlerdir.



Kıyamet gününün dehşeti ve korkunç merhalelerinden ve Hz. Peygamber (SAV)'in şefaati hariç kimsenin kimseye hiçbir faydası dokunmayacağı yerlerden biride Sırat Köprüsü'dür.


Sırat Köprüsü: Cehennemin üzerine uzanmış kıldan ince ve kılıçtan keskin bir cisimdir. Onun uzunluğu, bin yıl yokuş, bin yıl iniş ve bin yılda düz olmak üzere üç bin yıllık mesafeli bir yoldur derler. Bir ucu hesap verme yerinde diğer bir ucu ise cennet kapısındandır.



Kıyametin ahvellerinden biri olan sırat köprüsü hakkında varid olan Allah'u Teala ve Tekaddes hazretlerinin şu ayeti celillerini bir düşün. Allah azze ve celle buyuruyor ki:


- Takva sahiplerini, elçiler gibi Rahman'ın huzuruna toplayacağımız gün, mücrimleri de susuz olarak cehenneme süreceğiz.


- O kafir olanları, bir de arkadaşlarını ve Allah'tan başka taptıkları putları, hep bir araya toplayan, toplayın da, götürün onları cehennem yolunu (Sırat köprüsüne doğru) ve onları hapsedin. Çünkü onlar sorguya çekilecekler.



Dünyada iken, doğru yol olan İslam yolunda ayrılmayan kimse Sırat Köprüsü'nü kolaylıkla geçer, oradan geçerken hiçbir engelle karşılaşmaz, hiçbir zahmet çekmez. Kim ki, dünyada doğru yoldan ayrılır sapıklığa kapılarak kötü yoldan giderse, ahirette sırat köprüsünden geçerken büyük bir yükün altında ezilir, çeşitli korku ve endişelerle karşılaşarak azap ve ızdıraplar içinde kıvranır. Allah'u Teala bizi sırattan geçenlerden eylesin. Amin.


ES-SELAMUN ALEYKUM...

ALLAH AŞKI

Allah'ı sevebilmek için, onun bu evrende ve ahirette kurduğu kurallara uymak gerekir. Yani onun emir ve yasaklarına, gönderdiği peygamberlere, meleklere, ahiret gününe, gönderdiği hak kitaplara, kaza ve kaderin ondan geldiğine inanmak gerekir.


Sadece bunları yaparak Allah aşkı tam olarak sağlanmaz. Ona şükür amaçlı olarak, namaz, oruç, zekat, hac gibi vazifeleri, bunun yanında  da güzel ahlak, sadaka vermek, yetime, öksüze sahip çıkmak vs. gerekir. Kısacası Allah'ın hoşnut olacağı her şeyi yapmak gerekir.


Ona dua ederek istekte bulunabilir ve bu isteğin hayırlı olmasını isteyebiliriz. Hayırlı olmayacak olsa bile ondan hayra çevirmesini isteyebiliriz.


Allah sevdiği kulunu yarı yolda asla bırakmaz. Kul Allah'a bir adım yaklaşırsa, Allah ona on adım yaklaşır. Kul Allah'tan bir adım uzaklaşırsa Allah'ta o kuldan on adım uzaklaşır. Allah'tan uzaklaşan şeytana yakınlaşır ve her türlü pis işe girer. Bu yüzden Allah'ın emir ve yasaklarına uymalı, ona şükretmeliyiz.


Bu sayede anca Allah aşkı sağlanır. Şüphesiz Allah aşkıyla geçirilen bir ömür dünyadaki ve kainattaki her şeye bedeldir. Çünkü dünyadaki, kainattaki en büyük güzellik Allah'a duyulan aşktır. Bu aşk sayesinde hiç şüphesiz ebedi hayat olan her türlü güzelliği olan cennet vardır. Allah aşkıyla cenneti kazanmayı kim istemez ki... 

Allah'ın selamı rahmeti ve bereketi hepinizin üzerine olsun... ES-SELAMUN ALEYKUM...

İNSAN MAHŞERDE KENDİSİNE ON SORU SORULMAK İÇİN ON YERDE DURDURULUR

İnsan mahşerin dehşet ve şiddetinden kurtulursa bile aşağıda zikredeceğimiz, sırat, mizan, hesap, sual gibi birtakım şiddetli ve dehşet verici geçitler olduğundan dünyada iken güzel ameli ile Cenabı Hakkı kendisinden razı etmelidir. Aksi takdirde on yerde kendisine soru sorulmak için durdurulur, her birinde bir çeşit sual sorulur. Bunlarda sahih hadislerle sabittir.


Kendisine şu hususlarda soru sorulur:

- Beş vakit namaz ve zekattan,
- Heva ve hevesine uymaktan,
- Ana, baba hakkından,
- Evlat iyalinin hukukundan,
- Hizmetçilerin hakkından,
- Komşu ve akraba hakkından,
- Sıla-i rahimden ( akrabayı ziyaret etmek ),
- Müslüman kardeşine edilen buğuz ve düşmanlıktan,
- Emr-i bi'l maruf nehy-i ani'l münkerden,
- Gıybet, nemime ve bühtandan.

İşte insan dünyada, zikredilen bu hususlarda bir noksanlık yaparsa beyan edilen on yerde biner sene durdurularak sorguya çekilir. Bu duraklarda cehennem azabından başka bir çeşit azap görür. Bilhassa o esnalarda cehennem tabakaları görüleceğinden buda kendisine ayrıca bir korku ve dehşet verecektir. Nitekim Cenab-ı Hak buyurur ki:

- (Kabirlerinizden çıktığınız zaman ) Üstünüze saf ateşten bir alevle, bir duman salıverilir. ( ve onlar, sizi mahşere sevk ederler.) Onları engelleyip kurtulamazsınız.


Şu ayeti celilede cehennemin mahşer yerine getirileceğine delalet ediyor:

- Cehennemde o gün getirilip ortaya konur; o gün (kafir) insan düşünür, fakat o düşünüp gerçeği anlamaktan ona ne fayda? (artık düşünmek ona hiçbir fayda sağlamaz).


Kıyamet günü kafirlere ve günahkarlara azap edilmek için melek vasıtası ile cehennem mahşere götürülür.

Allah-u Teala buyuruyur ki:

- Allah düşmanlarının toplanıp ateşe götürülecekleri gün, (kıyamet de) onlar, ilk gelenden itibaren sorunca gelinceye kadar bekletilirler. Nihayet ateşe girdikleri zaman onlar, (dünyada) ne yaptıysalar kulakları, gözleri ve derileri hep aleyhlerine şahitlik edeceklerdir.

O gün, bir kısım insanların yüzü güler, bir kısım insanların ise gülmez. Dehşet ve endişeye kapılmayan iyiler,  Allah'ın kendilerine ihsan ettiği nimetlerden dolayı sevinç içindeyken, diğer taraftan Allah'a asi olan kafir ve fasıklar dehşet ve endişeler kendilerini kaplar. Cenab-ı Hak buyurur ki:

- Bir takım yüzler vardır ki, o gün parıldar, güler sevinir. Nice yüzlerde vardır ki, o gün üzerlerinde toz toprak var. Onları karanlık ve karalık kaplayacaktır.


CENNET NEDİR?

Cennet, akla gelen veya gelmeyen her türlü güzelliklerin toplandığı yerdir. Dünyadaki zevk ve lezzetlerin, cennettekilerin yanında hiç kıymeti yoktur. Cennette, oradakilerin istediği her türlü yiyecek ve içecek önlerine gelir.

 Koparmak, pişirmek gibi zahmetlere katlanmadan zahmet çekmeden dilediklerince yer ve içerler, çeşitli mücevherden yapılmış köşkler, her biri ayrı lezzette ırmaklar, leziz meyvelerle dolu ağaçlar, nefis bahçeler, harika manzaralar, kuşlar ve daha akla hayale gelmeyecek nice nimetlerden bol bol faydalanırlar. Huri ve gılman gibi cennet melekleri ile beraber olup, zevk ve lezzet içinde sonsuz olarak yaşarlar.


Bir kısım köşklerin içinde olanlar diledikleri yeri görür ve kendilerini istedikleri yere götürürler. İnsanlar, dünyada kaç yaşında vefat etmiş olursa olsunlar, cennette 33 yaşında olacaklardır. Hanımlar, kocaları ile ve İslam büyüklerini sevenlerde onlarla beraber olurlar. Cennete giren bir daha çıkarılamaz.


Cennetteki dereceler ve mükafatlar, herkesin ilmine, ibadetlerine ve dünyadaki yaşamlarına göre olacaktır. Sekiz cennet vardır.
CENNETİ ADN; derecesi ve nimetleri en yüksek olandır. Peygamber, Sıddıklar ve şehitler bu cennete girerler.
CENNETİ FİRDEVS; Diğerlerinden üstündür. Bahçeleri çoktur.
CENNETİ NAİM, CENNETİ HULD, CENNETÜL ME'VA, DARÜS-SELAM, DARÜL KARAR, DARÜL CELALDİR... 

SELAM VE DUA İLE ES-SELAMUN ALEYKUM...

CENNET VE CEHENNEM

Ehl-i Sünnet, cennet ve cehennemin mahluk olduklarına inanır. Cennet ve cehennem bir yerdir ve makamdırlar. Birisini Allah-u Teala iman ve taat sahiplerine nimet ve karşılık olarak hazırlamış, diğerini de günahlara, asilere ve kafirlere azap, işkence ve ceza olarak yaratmıştır. Cennet ve cehennem, Allah-u Teala'nın onları yarattığından beri vardırlar. Bir daha yok olmazlar. Cennet yine o cennettir ki, Adem (as), Havva ve iblis onda idiler. Sonra oradan çıkarıldılar. Bunun hikayesi meşhurdur. Mu'tezile taifesi, cennetin ve cehennemin mahluk olduğunu (yarattığını) ve var olduğunu inkar ettiler.


Bu inkarları ve mü'min muvahhid ve muti bir kimse büyük bir günah işleyince muhakkak 70 sene cehennemde kalır diye hüküm verdikleri için cennete giremezler. Onlar cehennemde ebedi kalırlar. Allah-u Teala muteazile taifesini Kuran-ı Kerim'de yalanlayıp Ali İmran Suresi 133 ayeti kerimede :

''Gökler ve yer kadar geniş cennet Allah'tan korkanlar için hazırlanmıştır.'' ve Ali İmran Suresi, 131. ayeti kerimesinde: ''Kafirler için hazırlanmış olan cehennemden korkunuz, sakınınız'' buyuruyor. Hazırlanmış bir şeyin ise var olduğunu akıllı olan herkes bilir. Bunun için cennet ve cehennemin mahluk ve mevcut oldukları açık olarak burada anlaşılıyor. Enes b. Malik(r.a) bildirdiği hadisi şerifte:
''Ben cennete girdim. Akan bir nehir gördüm etrafında içten çadırlar var idi. Elimi, o akan suya koydum. Miski ezfer olduğunu gördüm. Bu sırada Cibril-i Emine, bu nedir diye sual ettiğimde, bu Allah-u Teala'nın sana ihsan ettiği Kevser'dir dedi.'' buyurmuştur. Ebu Hureyra (r.a.) ya Resullullah bize cennetten haber ver diyince:
''Bir kerpici altından, bir kerpici gümüşten, sıvası miski ezferden, taşı inci ve yukattan ve toprağı za'ferandandır. Ona giren ölmez. Ebedi onda kalır. Sonsuz nimetler içinde olup, hiçbir zaman üzüntü acı, elem ve sertlik görmez. Cennettekilerin elbisesi eskimez. Hep genç olup ihtiyarlamazlar.'' buyurdu.

Bu hadisi şerif cennet ve cehennemin halen var olduklarını gösteriyor: Cennet nimetleri de sonsuzdur. Zeval bulmazlar. Nitekim Rad Suresi 35. ayetinde:
''Cennet nimetleri daimdir, kesilmez gölgeleri uzundur, zail olmaz'', ve Vakıa Suresi 33. ayetinde: ''Bitmeyen ve men olunmayan meyvelerden yerler''. buyurur.

Cennet ve cehenneme ve içinde olanlara fena ve yokluk olmayacağı sabit olunca, Allah-u Teala'nın cennetten hiç kimseyi çıkarmayacağını, cennette olanları öldürmeyeceği, cennette olanlardan nimetlerin yok olamayacağı da sabit olur.

Cennette onların her gün nimetleri artmaktadır. En büyük nimetleri Allah-u Teala'nın emri ile cennet ile cehennem arasındaki sur üzerinde ölümün öldürülmesi olup, o halde bir sesin: ''EY CENNETTE BULUNANLAR, SİZ CENNETTE EBEDİ KALIRSINIZ, SİZİN İÇİN ÖLÜM YOKTUR. VE CEHENNEMLİKLER, SİZDE CEHENNEMDE EBEDİ KALIRSINIZ. SİZİN İÇİNDE ÖLÜM YOKTUR.'' demesidir. Bu beyanımız sahih hadiste Resullullah'tan (SAV) böylece bildirilmiş olmasına binaendir.

SELAM VE DUA İLE ES-SELAMUN ALEYKUM...

DİRİLİRKEN RUHLARIN BEDENLERİNE GİRMELERİ




İki sur arasındaki müddet geçtikten sonra mahlukatın tekrar dirilmesi için ikinci defa sura üfürülür. israfil'in ikinci defa sura üfürmesinden ruhlar, arıların kovandan çıkıp yayıldıkları gibi bulundukları yerden çıkıp yayılırlar ve yer ile gök arasında dururlar, orayı doldururlar.


Bunun üzerine Cenab-ı Hak ruhlara, ''İzzetim ve celalim hakkı için her ruh kendi cesedine girsin'', diye emir verir. Bu emir üzerine bütün ruhlar kendi cesetlerine derhal girerler. Tıpkı bir kimseyi yılan soktuğu zaman zehiri bütün cesedine yayıldığı gibi. Sonra gökten yağmur yağarak kabirler bir anda yarılır. İnsanlar, bitkilerin yerden nasıl çıktıkları gibi yerlerinden çıkarlar.



İnsan ölüp toprağa verildiğinde kuyurk sokumundan başka heryeri çürür, ancak kuruk sokumu çürümez. İnsan kıyamet günü bu çürümeyen kısımdan tekrar meydana gelir. Ebu Hureyre'den rivayet edilen hadis-i şerifte Resulallah (sav) şöyle buyurmuştur ki:


-Adem oğlunun her tarafı toprakta çürür. Ancak kuyruk sokumu çürümez; Ondan yaratılmıştır, tekrar ondan dirilir.


Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:


-(Bir de ikinci defa) Sur'a üfürülmüştür. Ne baksınlar, kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.


- Eyvah başımıza gelenlere!.. Kim kaldırdı bizi uyuduğumuz yerden? İşte bu, O Rahman'ın vaad buyurduğu (kıyamet)... Doğru imiş, o gönderilen Peygamberler'' derler.


-Başka değil, sadece bir tek sayha (sura son bir üfürülüş) olmuş. Derhal hepsi toplanmış, (hesap için) huzurumuza gelmişlerdir.


Değerli kardeşim o gün gelip çatmadan kendine bir düzen ver. Vallahi Allah'ın vaadi gerçektir, gerçekleşecektir. Düşün ve yolunu çiz Hak olan mı; yoksa batıl olan mı? Kararını ver. Hakkı seç ki üç günlük dünya için ebedi hayatın olan ahiret hayatın sana cehennem olmasın; CENNET OLSUN...

KIYAMET

Kıyamet ne zaman kopacak?
Kıyamet demek dünyanın sonu demektir... Yalnız dünyanın mı? Dünya gibi diğer yaratıkların mesela güneş, ay, yıldızlar ve diğer gezegenler gibi varlıklarının da sonu gelmesi, çalışamaz hale dönüşmesi demektir.
Şurası bir gerçektir ki, dünya dahil, bütün bunların tümüne birden kainat adı verilir.
Yerin, göğün, güneşin, ayın, diğer yıldızların hulasa mükevvenat namında ne varsa, bütün bu varlıkların sonunun gelmesi, yıkılıp mahvolması kıyamet demektir.
Şu halde gök yıkılacak... Yer yok olacak... Dağlar dümdüz kesilecek...
Güneş sönecek. Ay ve diğer gezegenler fonksiyonlarını kaybedecek... Bütün bunların faaliyetleri duracak...


Neden mi?
Yukarıda geçmişti... Çünkü insan varlığı gibi bu varlıklarında bir ömrü bir eceli (yaşama süresi) vardır. Ne kadar yaşayacakları, vazifelerini ne zamana kadar icra edecekleri Allah katında bellidir. Cenab-ı Hak bunları da tıpkı insanlarda olduğu gibi bir yaşama ve çalışma süresi tanımıştır. İşte o sıra dolar dolmaz hepsinin faaliyeti duracak ve olan olacaktır!... İşte kıyamet budur!


Kıyametin ne zaman kopacağını Allah-u Teala bilir. Ancak Allah-u Teala Kuran-ı Kerim'de kıyametin alametlerini teker teker açıkladığı gibi; Peygamber Efendimiz (SAV) hadisi şerifinde kıyamet alametlerine değinmşlerdir. Hak Teala hazretleri buyurur:

'' Nas için hesaplarının vakti yaklaştı. Halbuki onlar, gaflet içinde olup haktan ve taatten kaçıcıdırlar.'' ( ENBİYA: 1)
İmam-ı Buhari, İbni Ömer (r.a)'den rivayet eder ki Resulullah Efendimiz şöyle buyurur:


'' Geçmiş ümmetlerin zamanları yanında sizin zamanınız ikindi namazından güneş batıncaya kadar olan zaman kadardır.''
 
Yani dünya ömrü 1 gün farz olunsa, fecr-i başlamasından ikindi namazı vaktine dek geçen zaman geçmiş ümmetlerin zamanları olurdu. İkindi namazı vaktinden güneş batıncaya kadar kalan zaman da sizin zamanınızdır.
Hesap ve kıyamet gününün yakın olduğuna dair çok ayetler ve hadisi şerifler vardır. Fakat kıyamet gününün tayini yani ne zaman olacağı, ancak Allah-u Tealla'nın ilminde gizlidir. Nitekim Allah buyurur: ''Sana kıyamet vakti hakkında sual sorarlar. Deki: ''Onu ancak Rabbim bilir. Vakti gelince onun işaretlerini de Allah'tan başka kimse gösteremez. O göklerde ve yerde çok ağır bir yüktür. O, size ansızın gelir; ondan kurtulamazsınız.'' (ARAF: 186)


'' Gerçekten kıyamet vaktinin ilmi ancak Allah'tadır.'' (LOKMAN: 34)

'' Sana kıyametin ne zaman olacağını sorarlar. Nasıl zikredebilirsin onu, Rabbine müntehi oluncaya kadar?'' (NAZİAT: 42-44)
Diğerleri gibi bir hadisi şerifinde Resulullah şöyle buyurdu:



'' Gaipten 5 şey vardır ki, onları, gerek beşer, gerek cin ve gerekse melek olsun, Allah'tan başka kimse bilemez.''
 
Ve şu ayeti okudu. Bu ayeti kerimede olan beş şey şunlardır:

'' Kıyamet zamanı, yağmur yağma zamanı, ana rahminde olan çocuğun kız mı yoksa oğlan mı olduğu, kişinin ertesi günü ne kazanacağı ve ne zaman ecelinin geleceği. Bunları hiç kimse bilmez.!! (LOKMAN: 34)
Bunlar, Allah-u Teala'nın ilmine havale olmuş işlerdendir.
Kıyamet alametleri 2 kısımdır. Bunlardan bir kısmına suğra (küçük) alametler denir ki, sayısı pek çoktur. Diğer bir kısmına ise Kübra (büyük) alametler denir. Küçük alametlerin bir kısmı burada Allah'ın yardımıyla zikir olunacaktır.
...

KABİR ZİYARETİNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

Kabir ziyaretinde bulunan kimse şu hususlara dikkat etmelidir:

1- Sahih bir niyeti olmalıdır. Gerçek bir izan sahibi olarak kabir ziyaretinde bulunmalı.

2- Ziyaret edeceği kişi veli olsa, Peygamber dahi olsa ondan bir şey istememelidir. Kabirdeki zattan medet ummamalıdır.

Ne yazık ki günümüzde kabir ziyaretinde bulunanlar kabirlerden medet umar oldular. Bu Allah'a şirktir. Allah ayette: Ve andolsun ki insanı Biz yarattık. Ve nefsinin ona ne vesveseler vereceğini biliriz. Ve Biz, ona şah damarından daha yakınız. (KAF:16) buyurmaktadır.


Başka ayette:“Bana dua edin, duânıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir hâlde cehenneme gireceklerdir.” (MÜ'MİN:60)


Bu ayetteki biz, ona şah damarından daha yakınız manası Allah'ın her yerde yanımızda olduğunu göstermektedir. Bu durumda nerede olursak olalım Allah yanımızdadır. O halde bize çok yakın olan Allah'tan mı yardım dilemeli, yoksa kabirde yatan insanlardan mı medet dilemeliyiz? Allah'tan doğrudan yardım dilemeliyiz. Araya hiç kimseyi aracı koymadan... Allah bana dua edin duanıza karşılık vereyim diyor. Eğer ölüden medet ummak diye bir şey olsaydı. Allah ölüyü aracı yapın duanızı kabul edeyim derdi haşa...


Zamanımızda bazı insanlar: ''Bu isteğim olursa falanca velinin kabrini ziyaret edip, yahut şu hastalığım geçerse falanca velinin kabrini ziyaret edip ona kurban keseceğim.'' demesi kesinlikle caiz değildir.  Çünkü kurban Allah için kesilir. Mekke müşrikleri de aynı şekilde Allah'a inanırlardı. Fakat putlara kurban keserlerdi. Putlardan medet umup Allah'la aralarına aracı ederlerdi. Günümüzde bu hata maalesef kabir ziyaretlerinde yapılıyor. Bunların hepsi doğru değildir. Tehlikelidir. Kabirler ancak ibret almak için ziyaret edilir. Ne yazık ki çoğu insan ölülerden medet umuyor. Allah ayetlerinde bu tür kimselerin yaptıkları hakkında:

"De ki: Allah'tan başka ilah olduğunu sandıklarınızı çağırın, sizin bir sıkıntınızı gidermeye ve onu değiştirmeye güçleri yetmez." (İsra: 17/56)


"Eğer onları çağırırsanız, sizin çağırmanızı işitmezler, isitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet Günü ise onlar, sizin (onları Allah'a) ortak koşmanızı tanımazlar. (Bu gerçeği) Sana her şeyden haberi olan Allah gibi (hiç kimse) haber veremez." (Fatır: 35/14)


" İnsanlar biraraya getirildiği zaman, (onların Allah'tan başka taptıkları) onlara düşman kesilirler ve (kendilerine ibadet etmelerini de) tanımazlar." (Ahkaf: 46/6) buyurur. Bu ayetler varken nasıl da ölüden medet umabiliriz ki.


Şöyle  der bazıları: ''Siz yaşayanların size dua etmesini istersiniz de neden ölüden sizin için medet ummasını dilemiyorsunuz derler.'' Bu apaçık bir yanlışlıktır. Eğer böyle olsaydı Peygamberimiz ümmeti için dua etmezdi. Unutmayın kabirler, ölülüler ibret içindir. Birgün bende oraya gideceğim, öleceğim deyip, Allah'a daha çok bağlanmalıyız.


Kabir ziyaret edilirken kabirdekilere selam verilebilir. Kabirdeki zat için Allah'a dua edilebilir. Ama asla kabirdeki kişiden medet umulmamalıdır.


Hz. Aişe annemizden rivayet edilen bir Hadis'te ''Allah bizden önce gidenlere de, bizden sonra kalanlara rahmet etsin.'', diye ziyade edilmiştir. Bu hadiste anlaşılacağı üzere kabir ehli için sadece dua edilebilir. Kabirdeki kişiden asla medet umulmaz.


Hatta bazı hadis kaynaklarında  ölüye verilen selamı ölülerin icabet ettiği geçmektedir. Yani verilen selamı aldıkları ifade edilir. En doğrusunu Allah bilir.


Abdulla bin Ömer (r.a.) her gittiği kabrin başına selam verirdi. Hatta bazı kaynaklarda Abdullah bin Ömer'in yüz defadan fazla Peygamber kabrini ziyaret ettiği ve Peygambere (SAV), Ebu Bekir'e ve Ömer' e (Allah onlardan razı olsun.) selam verdiği söylenir.


Kabirlerde Kur'an okunması konusunda da şöyle söyleyebiliriz. Kur'an sadece kabirlerde okunmamalı, her yerde okunmalıdır. Kur'an ölülere değil dirileredir. Ne yazık ki günümüzde Kur'an-ı sadece kabirlerde okur olduk. Kur'an-ı her yerde okumalıyız. Kur'an hayatımızın bir parçası olmalı....

Allah bizi kabirleri bol ziyaret edilen ve selamı bol olanlardan eylesin...

AMA KESİNLİKLE KABİRLERDE ÖLÜLERDEN MEDET DİLEMEYİN. MEDETİ YALNIZ ALLAH'TAN DİLEYİN...